SenBenO.Org Paylaşım Platformu

Son İletiler

Sayfa1 2 3
1
Sanal Ortam Hikayeleri / Güneş çarpmasına dikkat! Güneş...
Son İleti Gönderen xtc14 - Ağu 16, 2021, 07:18 ös


Yazın tam ortasındayız. sıcak çarpmasına dikkat! Şiddetli sıcak günler yaşıyoruz. Hava sıcaklıkları mevsim normallerinin çok üzerinde. Üstelik nem oranı da çok fazla. Aşırı sıcaklardan bunalan aileler biraz ferahlamak ve rahatlamak için soluğu tatil yerlerinde ve sahillerde alıyor. Ama bir yandan tatilin tadı çıkartılırken diğer yandan ciddi bir tehlike kapıda bekliyor!

Çok sıcak ve çok nemli havalar sıcak çarpması ve güneş çarpması tehlikelerini de beraberinde getirir. Hava sıcaklığı 30 derecelerin üzerindeyse ve nem oranı % 60 dan fazlaysa sıcak çarpması tehlikesi akıldan çıkarılmamalıdır. Yüksek sıcaklığa bağlı aşırı terleme vücuttan su ve tuz kaybına neden olur. Bunun sonucunda çocuğun genel durumu bozularak tablo hızla ağırlaşabilir. Özellikle açık alanlarda uzun süre bulunmak bu tehlike ihtimalini artırır. Şiddetli sıcak ve çok nemli günlerde güneşe çıkılmasa da gölgede bile sıcak çarpabilir. Bu yüzden sıcaklığın ve nemin şiddetli olduğu saatlerde açık alanlarda bulunmamalıdır. 10:00 ile 16:00 saatleri arasındaki zamanları açık alanlarda değil; serin ve kapalı ortamlarda veya ağaç gölgesinde geçirmek gerekir. Güneş çarpması bebeklerde ve 4 yaşından küçük çocuklarda daha kolay ve daha sık görülmektedir.

Eğer sıcak çarpmasına uğrayan çocuklara erken müdahale edilmezse çok ciddi ve hatta hayatı tehdit eden sonuçlar yaşanabilir. escort bayan En çabuk etkilenen organlar beyin,kalp, böbrekler ve kaslardır. Müdahale ne kadar gecikirse tehlike ve hatta ölüm ihtimali o kadar artar.                                                                                                 
Güneş çarpmasının belirtileri:                                                                     

 Eğer çocuğunuzda:

* Şiddetli  zonklayıcı baş ağrısı,

* Halsizlik, bitkinlik,

* Bulantı ve kusma,

* Kas zayıflığı ve kas krampları,

* Sık ve sığ nefes alma ,

* Çarpıntı,

* Bilinç bulanıklığı,

* Bilinç kaybı ve bayılma,

* Nöbet geçirme,

* Sıcak ortama rağmen vücudun artık terlememesi,

* Kırmızı, sıcak ve kuru bir cilt,

* 40 dereceyi geçen bir vücut ısısı varsa GÜNEŞ ÇARPMASI düşünülmelidir. Güneş çarpması şüphesi varsa vücut ısısını popodan ölçmek en güvenilir yoldur.

Eğer bir çocukta veye kişide yukarıda özetlenen özellikler varsa acilen tıbbi bakıma ihtiyaç vardır.

Güneş çarpmasında ilk yardım:   

Güneş çarpmasının acil bir durum olduğu akıldan çıkarılmamalıdır. Yavaş hareket etmek üzücü sonuçlar doğurabilir.                                                   

Hasta hemen kapalı ve serin bir odaya alınmalıdır.                         

Odanın klimalı veya ventilatörlü olması çok faydalı olur. Klimayı veya ventilatörü en güçlü devirde çalıştırmak faydalı olur. ümraniye escort Ventilatör yoksa vücudu şiddetli bir şekilde yelpazelemek bile faydalı olur.

Hemen hastanın üzerindeki iç çamaşırlarından başka giyecekler çıkarılmalı, hasta ayakları vücuttan daha yukarıda olacak bir şekilde yatırılmalıdır. Hastanın başı da dahil olmak üzere bütün vücudu soğuk suyla sık sık ıslatılmalıdır. Bunun için bir bahçe hortumu kullanmak çok uygun olur.

Hastanın boynuna, koltuk altlarına, kasıklarına, diz ve dirsek çukurlarına, el ve ayak bileklerine buz kalıpları konulmalı veya buzlu su uygulanmalıdır.

Hastanın bilinci açık ise, soğuk su, hafif tuzlu soğuk ayran ve hafif şekerli soğuk içecekler içirilmelidir.

Eğer hastanın bulantısı varsa veya kusuyorsa boğulma teklikesine karşı hasta sağ yanına veya sol yanına yatırılmalıdır.

Bu müdahaleler yapıldıktan sonra 20 - 30 dakika geçtiği halde hastanın genel durumunda düzelme başlamazsa veya daha da kötüleşiyorsa, ataşehir escort bilinç kaybı veya bayılma varsa veya nöbet geçiriyorsa hiç beklemeksizin hasta en yakın bir sağlık merkezine götürülmelidir.

Sıcak çarpmasını önlemek için:                                                                 

Evden dışarı çıkmadan ve dışardayken bol bol su ve sıvı tüketilmelidir. Hatta susama duygusu olmasa bile sıvı tüketmeye çalışmalıdır.                                                                                           
İnce ve açık renkli giyecekler giyilmelidir.

Güneşe çıkarken güneşten koruyucu losyon ve kremler kullanılmalıdır.                                             
Gözleri ve yüzü güneşten korumak için siperlikli başlıklar kullanılmalıdır.                                           
Sıcak havalarda ağır işlerden, uzun yürüyüşlerden, spor yapmaktan ve yorucu egzersizlerden kaçınılmalıdır.

Sık sık ılık duş yaptırılmalıdır.                                                                                     
Bebekleri ve çocukları park halindeki arabanın içinde bir kaç dakikalığına bile olsa kesinlikle yanlız bırakmamalıdır.

Sıcak çarpması sıcak ortamlarda santral sinir sistemi(SSS) depresyonu, vücut ısısının genellikle 40°C'den fazla olması ve tipik biyokimyasal ve fizyolojik anomalilerle karakterize bir akut termoregulatör yetersizlik sendromudur. Sıcak çarpmasının en sık nedeni güneşe uzun süre alışılmadan maruz kalınmasıdır. Sıcak çarpması özellikle yaz aylarında çocuklarda, yaşlılarda, askerler ve atletler gibi güneşte egzersiz yapan gençlerde görülmektedir. Sıcaklarda uygun olmayan giyim şekli, sıcak ve nemli hava koşullarına maruz kalma, aşırı ve yağlı beslenme ve aşırı alkol alımı, yetersiz sıvı alımı gibi etkenler sıcak çarpmasına neden olabilir. anadolu yakası escort Tedavi edilmediği takdirde ölüm veya ciddi sağlık sorunlarına (sinir hasarı, organ hasarı) yol açabilen bir durumdur. Bazı serilerde mortalite %70 gibi yüksektir.

Sıcak çarpmasının iki farklı klinik şekli vardır: egzersize bağlı ve egzersize bağlı olmayan sıcak çarpması veya klasik sıcak çarpması.

Egzersize bağlı sıcak çarpması daha çok normal ortam ısısından fazla sıcaklıkta egzersiz yapan genç bireylerde görülür. Termoregülatör mekanizmaları genellikle normal olsa da, çevrenin termal etkisi ve endojen ısı üretimindeki büyük artma ile bozulur.

Egzersize bağlı olmayan sıcak çarpması daha çok yaşlı veya hasta bireyleri etkiler ve sıcak dalgası sırasında oluşur. Hastaların termoregülatör kontrolünde genellikle bir miktar yetersizlik vardır ve artan termal etkiyle birlikte sıcaklık kolaylıkla artar.

SICAK ÇARPMASI TEDAVİSİ

Sıcak veya güneş çarpması geliştikten sonra hasta acil tedavi edilmelidir. Esas tedavi hastayı soğutmaktır. Kişiyi gölge daha soğuk bir alana taşıyarak, giysilerini çıkarıp cildini sürekli olarak ıslatarak olay yerinde tedaviye başlanmalıdır. kadıköy escort Esinti yaratmak içinyelpazeleme veya üstü açık bir araçla transport buharlaşma yoluyla soğutmayı artıracaktır. Hasta hastaneye ulaştığında soğutma ve destek tedavisinin bir yoğun bakım ortamında sağlanması en doğrusudur.
2
Sanal Ortam Hikayeleri / İnsülin Direncine Genel Bir Ba...
Son İleti Gönderen xtc14 - Ağu 16, 2021, 07:17 ös


İnsülin pankreastan salgılanan ve şeker metabolizmasını düzenleyen bir hormondur. İnsülin bu düzenlemeyi yaparken "insülin reseptörü" adı verilen bir yapıya bağlanır ve aktive olur. Bu reseptör, çeşitli nedenlerle insülinin bağlanmasına izin vermez ise; insülin kanda yeterli miktarda olduğu halde görev yapmıyormuş gibi görünür.

İnsülin direnci, vücuttaki şekeri kontrol etmek için salgılanan insülinin etkisini göstermesindeki zorluk olarak tanımlanabilir. Normal şartlarda vücut şekeri 1 ünite insülin ile kontrol altına alabiliyorken insülin direnci olan hastalarda vücut 2-3 ünite insülin salgılamak durumunda kalır. Bu da vücutta gereğinden fazla insülin salgılanması anlamına gelir.

İnsülin direnci, karmaşık bir patogeneze sahiptir, halen tam olarak aydınlatılamamış ve araştırılmaktadır. Obezite ile insülin direnci arasında çok güçlü bir ilişki bulunmaktadır. İnsülin direncinin en sık sebebi obezitedir. İnsülin direnci ortaya çıktığında hemen klinik belirti vermeyebilir. Subklinik dönemde diyet düzenlenmesi ve egzersizi içeren yaşam tarzı değişiklikleri ve kilo verilmesi ile insülin direnci gerileyebilir. İnsülin direncine müdahale edilmediğinde, uzun dönemde birçok hastalığa sebep olabilir. Kardiyovasküler hastalık riski artar. Endotel fonksiyonu bozulur. Hiperkoagulasyon problemi ortaya çıkar. Tip 2 diyabetes mellitus gelişir. Polikistik over sendromu gibi sık görülen hastalıklar da insülin direnci ile ilişkilidir. kadıköy escort Metabolik sendrom sıklığı gittikçe artmaktadır. Metabolik sendromun en önemli bileşeni insülin direncidir. İnsülin direncinin ölçümü için altın standart olan metot, HOMA (Homeostazis Model Assesment) metotudur. HOMA formülü açlık serum glikozu ve açlık serum insülini değerleri ile hesaplamaya dayanır.

İnsülin direnci ile Tip II DM oluşumunu engellemek ve azaltmak için kullanılan en önemli yaklaşımlardan biri yaşam tarzı müdahalesidir. Buna göre vücut ağırlığı artışı önlenmesi, toplam ve doymuş yağ asitleri tüketiminin azaltılması, fiziksel aktivite düzeyinin arttırılması ve gerekli durumda uygun farmakoterapiye başvurulması rehberlerde yer alan önerilerdir. Şayet geriletilemeyecek duruma gelmiş ve klinik problemler ortaya çıkmışsa hastalığa uygun ilaç tedavisi verilebilir. İnsülin direnci medikal tedavisine ek olarak yaşam tarzı değişiklikleri ilaçların etkinliğini arttırmaktadır. İnsülin direncine karşı yapılacak yaşam tarzı değişiklikleri, kilo verilmesi, diyet düzenlenmesi ve düzenli egzersiz  insülin direncinin ve oluşabilecek komplikasyonların büyük ölçüde önüne geçmiş olur.

İNSÜLİN DİRENCİ VE BESLENME

Karbonhidrat: Günlük enerji ihtiyacının belirli bir miktarını karbonhidrat içeren besinlerden karşılamak kan glukoz kontrolü üzerinde etkiye sahiptir. Diyabet tedavisindeki önerilerine göre yaşam tarzı değişikliğini içeren düşük yağlı, düşük karbonhidratlı ve enerji kısıtlı diyetler insülin duyarlılığının artması üzerinde etki göstermektedir. Yapılan çalışma ve değerlendirmelerde glukozun beyin ve santral sinir sisteminin enerji kaynağı olmasının yanında suda çözünen vitamin ve mineraller içinde gerekli olması nedeniyle günlük karbonhidrat alım miktarının 130 gram altına düşmemesi gerektiğini önerilmektedir. suadiye escort Ancak, toplam karbonhidrat alımı yerine alınan karbonhidratın türü, vücutta glukoz seviyelerini artırma ve insülin sinyalizasyonunu etkileme durumunu belirleme açısından son derece önemli bir yere sahiptir.

Fruktoz: Yapılan çeşitli çalışmalarda fruktozun glukoz metabolizması ve insülin duyarlılığı üzerindeki olumsuz etkileri bildirilmiştir. Fruktoz meyvelerde doğal olarak bulunabilen bir monosakkarit olmakla birlikte aynı zamanda tatlandırıcılı içecekler ve işlenmiş besinlere eklenen şekerin bileşeni olarak da yer almaktadır. Bunun yanı sıra yapılan çalışmalarda meyve ve sebzelerde bulunan fruktoz, lipit ve kan glukozu üzerinde artan bir etkiye neden olmamaktadır. Bunun nedeni olarak ise meyve ve sebzelerde yer alan posa, fitokimyasal ve antioksidan içeriği gibi faktörler gösterilmektedir.

Protein: Proteinler glikolitik enzimlerin ve insülin gibi hormonların sentezi, vücut sıvılarının oluşumu ve inflamasyon süreçlerinde medyatörlerin yapısında yer alması nedeniyle insülin direncinde önemli rollere sahiptir. Yüksek proteinli diyetlerin insülin duyarlılığı üzerindeki etkileri tartışmalı sonuçlara neden olabilmektedir. Yüksek proteinli diyetler insülinotropik (insülini arttırıcı) etkiye sahip olması ve insülin sekresyonunu teşvik ederek kandaki fazla glukozun ortadan kaldırılmasına neden olmasıyla insülin duyarlılığını geliştiren bir strateji olarak görülmekedir.

Yağ: Beslenmede yer alan yağ asitleri sadece önemli bir enerji kaynağı değil, aynı zamanda çeşitli hücresel süreçlerde sinyal molekülleri olarak da görev almaktadırlar. Metabolik hedefler ve kardivasküler hastalık riski üzerindeki etkilerinden dolayı, toplam yağ tüketiminden ziyade tüketilen yağ türü çok daha önemlidir.

Diyet Posası: Diyet posası; besinlerin bir bileşeni olarak insan vücudunun sindiremediği veya kısmen fermente edebildiği kompleks karbonhidratlar olarak tanımlanmaktadır. Gözlemsel çalışmalardan elde edilen verilerde posa ve posadan zengin tam tahıllı besinlerin fazla alımının, azalmış obezite ve diyabet riski ile ilişkili olduğu belirtilmiştir. erenköy escort Çözünür viskoz posanın sindirim sistemi üzerindeki etkilerini tespit etmek sıklıkla daha kolaydır. Bu tür posanın diyete ilave edilmesiyle kandaki glukoz oluşum hızı yavaşlamakta, insülin salgısı da buna bağlı azalış göstermektedir. Kan glukozu ve insülin konsantrasyonları üzerindeki bu yararlı etkiler insülin direncine sahip bireyler için son derece önemlidir.

Yani genel olarak sağlıklı ve düzenli beslenmeyi alışkanlık haline getirmek en güzel sonuçları getirecektir. Yeterli ve dengeli beslenmek, egzeriz yapmak, düşük glisemik gıdalarla beslenmek, günlük posa alımını artırmak, fazla kilolardan kurtulmak insülin direnci için çok önemlidir. Bunun yanı sıra su tüketimi ve stres faktörüne dikkat edilmesi gereken noktalardır.
3
Sanal Ortam Hikayeleri / Varikosel Nedir? Nasıl Korunul...
Son İleti Gönderen xtc14 - Ağu 16, 2021, 07:17 ös


Varikosel, erkekte kısırlık nedenleri arasında en sık görülenidir. Normal toplumda %15, çocuğumuz olmuyor diye başvuran erkeklerin yaklaşık %35-40'ında(19-35 yaş grubunda:%24, 40 yaşın üstünde: %48) varikosel tespit edilir. Tedavisi ameliyatla yapılmaktadır. Erken tedavi, daha sağlıklı spermlerin üretilmesine ve hatta adolesan varikoseline bağlı küçülmüş bir testisin büyümesine yardımcı olabilir.

Çok merkezli (meta-analiz) yapılan bir çalışmada çalışmada muayenede varikoseli bulunan erkeklerin ameliyatla tedavi edilmeleri durumunda, ameliyat yapılmayanlardan yaklaşık üç kat kat daha fazla çocuk sahibi olma şansı elde ettikleri gösterilmiştir. Özellikle sperm değerleri bozuldukça bu oranın daha da yükseldiği bilinmektedir.

Varikosel, testisleri yıkayan kirli kan taşıyan venöz damarların anormal şekilde genişleyip, içlerindeki kanı taşıyamaz olmaları ve neticede kanın geri kaçması durumudur. Bu damarlar, oksijen ve besinler bakımından düşük olan kanı testislerden taşır. Genişlemiş damarlarında oluşan  geriakım  testislerde şişmeye sebep olur ve beklenen perfüzyon ve sağlıklı beslenme gerçekleşmez. Varikosel bacağındaki varisli damarlara benzer bir damar genişlemesidir. Varikosel hastalığı, ergenlik öncesi ve ergenlerde(adolesan) sık görülür, 10 yaşından küçük erkek çocuklarda nadir görülür. Erişkin erkeklerin yaklaşık %15'inde rastlanılır. escort bayan Sıklıkla sol tarafta bulunur ama nadir de olsa sağ ya da iki taraflı da gelişebilir. Sağ tarafta bulunan varikosel olgularında, karın içinde damarlara bası yapan kitleler bakımından dikkatli olunmalıdır. Varikosel bazen tümör (böbrek tümörü) belirtisi olarak karşımıza çıkabilir. Bu durumda ultrasonografik inceleme ile araştırılır, olmazsa bilgisayarlı tomografi ya da MR görüntüleme ile daha detaylı tetkik edilirler. Varikosel genellikle belirti vermez ve ağrısızdır, ve çoğunlukla tedavi gerektirmez.

Varikosel Neden Olur?

Varikosellerin neden geliştiği kesin bilinmemekle birlikte. Varikosel, yapısal bir bozukluktur ve değişik nedenlerden dolayı gelişmiş olabilir.


Damar içindeki kapakçıkların yetersiz gelişimi nedeniyle olmuş olabilir.

Özellikle sol taraf testis damarlarında kan basıncının yüksek olması da bunu yapabilir.

"Nutcracker" dediğimiz bir fenomenle, testisten çıkan damarların daha büyük damarlar arasında sıkışmasına da bağlı olabilir.

Ergenlikte testise gelen kan akımının, testisten çıkan kan akımının kaldıramayacağı kadar yüksek olması durumları da varikosel gelişmesinde sorumlu tutulmaktadır. Yani genç erkeklerde hızlı cinsel organ büyümesi ile ilişkili olabilir

Ama özellikle sağ tarafta görülen varikosel olgularında karın içinde bası yapan kitleler de söz konusu olabilir.

Varikosel Sperm kalitesi üzerine etkileri nelerdir?

Anormal sperm parametrelerine sahip hastaların %25'inde varikosel tespit edilir. Varikoseli olan hastaların ise %35-55'inde anormal sperm parametrelerine sahip olduğu görülür.Varikosel derecesi ne kadar fazla ise sperm parametreleride o derece anormal olarak görülmektedir, derece 3 de bu oran %54'e kadar çıkmaktadır. Varikoselin sperm parametrelinin üzerine ve kısırlığa olan olumsuz etkileri temel olarak hala çok net olmamakla beraber oksidadif stres, ısı artışı, böbrek ve böbreküstü bezinden zararlı maddelerin(metabolitlerin) reflüsü, hormonal dengesizlik ve hiposki(oksjen azlığı) gibi çok faktörlü mekanizmalar suçlanmaktadır. anadolu yakası escort Bu olumsuz etkilerin merkezinde temel olarak oksidatif stres rol oymamakta ve yer almaktadır.Varikoselin derecesi arttıkça oksidadif stres yükü de artmakta ve başarılı bir ameliyattan sonra bu stres ortadan kalkmaktadır.Varikosele bağlı oksidatif sters DNA hasarına neden olmakta hamilelikte düşüklere ve genetik bozukluklaada neden olduğu gösterilmiştir. DNA hasarı DNA fragmantasyon indexi ile değerlendirilmektedir.

Aşağıdaki nedenlerden biri ya da bir kaçı sonucu sperm kalitesinde ve üretiminde bozulma görülebilir:

    1-Testisten drene olamayan kirli kanın geriye doğru testis içine yaptığı basınca bağlı staz ve bunun yarattığı oksijen düşüklüğü.

    2-Testislerde erkeklik hormonu olan testosteron salgılayan Leydig hücrelerinde gelişen fonksiyon bozukluğu.

    3-Sperm hücrelerinin gelişiminde ortaya çıkan bozulma.

    4-Geriye kaçan kan ile birlikte böbreklerden ve böbreküstü bezden gelen ve toksik maddeler içeren kirli kanın testislere geri akması.

    5-Testislerde ısı artımı (normalde testisler skrotum içinde vücut ısısından 2 ila 3 derece daha düşük ısıda çalışırlar, bu ısı artarsa sperm üretimi de bozulabilir).

    6-Gonadotropin ve androjen hormonlarının salgılanmasında bozulmalar.

    7-Sperm hücreleri ile bunları saran doku tabakaları (lamina propria-ekstrasellüler matriks-germinal epitel) arasında iletişim bozukluğu.

    8-Genişlemiş damarlar içinde biriken nitrik oksit (NO) varikoseli olan erkeklerde üreme fonksiyonlarını bozarak çocuk olmasını önleyebilir .

    9-Etkilenen testisin küçülmesi(atrofi). Testis çok sayıda sperm üreten tübüllerden oluşur. Varikoselde bu tübüller zarar görür testis küçülür ve yumuşar. Testisin küçülmesine neyin sebep olduğu açık olammakla beraber venöz kan (kirli kan) birikiminin yarattığı baskıdan söz edilebilir.

Varikoselin Belirtileri Nelerdir?

Varikosellerde genellikle semptom olmaz. ümraniye escort Bazı durumlarda, künt-keskin ağrıya kadar değişen bir skalada ve derecelerde ağrı olabilir. Ağrı, ayakta ve eforla artar, gün boyunca devam eder, sırt üstü yatınca hasta rahatlar.

Varikoseli hasta kendiside  fark edebilir veya rutin bir fizik muayene sırasında veya daha büyük bir yaşta kısırlık değerlendirmesi sırasında ebeveynleriniz veya bir doktor tarafından fark edilebilir.

Varikoselin Teşhisi ve Derecelendirilmesi

Varikosel tanısında altın standart fizik muayenedir. Ayrıntılı bir tıbbi öykü ve varsa belirtiler tanıda yol göstericidir.Varikosel tanısı klinik muayene ile konulur. Ultrason ve Dopplerin,bazı durumlarda özellikle reflü tespitinde ve miktarını tayin etmede katkısı vardır. Optimal sıcak ortamda ve hasta ayakta iken elle muayene yapılır. Bu sırada ıkındırılarak (Valsalva manevrası) damarlarda gözle fark edilemeyen genişlemeler de hissedilmeye çalışılır.

Muayene bulgularına göre varikosel 3 dereceye ayrılır:

    1. Derece: Ancak ıkındırma ile fark edilen, hafif derecede varikosel.

    2. Derece: Normal solunumda ama ancak elle muayenede fark edilen, orta derecede varikosel.

    3. Derece: İstirahat halinde elle hissedilen ve gözle bile fark edilebilen büyük varikoseller.

Fizik Muayene: Fizik muayenede ayakta iken ve/veya ıkınırken ortaya çıkan variköz damarlar tanı koydurur. Şişmiş damarlar "kurtçuk dolu  torba" gibi hissedebilir. Her iki testis boyutlarını karşılaştırmak  için beraber incelenmelidir. Varikoselden etkilenen testis genellikle daha küçüktür. Hasta muayene edilirken önce yatar pozisyonda damarlar kontrol edilir. Bu sırada geriye doğru boşaltılır ve hemen arkasında ayağa kaldırılarak boşalan damarların kanla dolması derecesine bakılır. İşte bu sırada damarlarda ortaya çıkan değişiklikler yukarıdaki skalaya göre derecelendirilir. Varikosel ne kadar büyükse, tedaviden de o kadar fazla yarar sağlanılır.

Dopler Ultrasonografik inceleme: Doppler ultrason ile varikosel muayenesi bazı durumlarda istenir. Özellikle skrotumu küçük olan ya da artmış yağ dokusu nedeniyle iyi bir değerlendirme yapılamayan veya önceden ameliyat olmuş şimdi ise kontrole gelen bazı erkeklerde gerekebilir. Ama yine de teşhisde asıl olan, elle muayenedir.Dopler USG ayrıca  varikosel ameliyatından sonra semen parametrelerinde yeterince iyileşme olmaması ve başarısız ameliyat ve tekrar ettiği(Nüks) düşünülen hastalarda ve adölesan varikoselin takibinde kullanılmaktadır.

Doppler USG de İstirahatta veya hasta ıkındığında damar çapları (3 mm ve üstü) ve geri akımın(reflü 2 saniyeden fazla olması) varikosel tanısının doğrulanması için kullanılır.


Adolesan Varikosel Nedir?


Ergenlik varikoseli (adölesan varikoseli), Adolesan yaşlarda (11 ile 16 yaş arası) testislerin bulunduğu torbalarda ağrı gibi bulguların yanı sıra, testis gelişiminde gerileme, atrofi (küçülme) ve erişkin yaşlarda sperm değerlerinin bozulması sonucunda kısırlığa yol açabilecek varikosel türüdür. Çocukluk çağı ve adolesan yaş grubundaki varikosel olgularının çoğu herhangi bir belirti vermez. Genelde fizik muayene ile tesadüfen saptanırlar veya aileler tarafından fark edilirler. Fizik muayene yapıldığında, olguların yaklaşık %10'unda etkilenen taraftaki testiste hacim kaybı saptanmaktadır. Adölesan varikoselin görülme sıklığı %15 olmakla beraber, büyümenin hızlandığı 13 yaşından sonra yaşla birlikte artmaktadır. samandıra escort Olguların %90'ında sol varikosel görülürken yaklaşık %10 olguda iki taraflı varikosel   saptanır.Adölesan varikosel değerlendirilirken testis hacmi de ölçülür. Testis hacimlerinin ölçülmesi, varikosel tedavisinin gerekliliği ve varikoselektomi sonrası testis hacimlerinin izlenmesi açısından gereklidir. Testis hacimleri, çeşitli hacim ölçerlerin (orşidometre) yanı sıra ultrasonografi ile de ölçülebilmektedir. Adölesan varikosel de temel amaç kısırlığı önlemek, optimal hormon üretiminin devamını sağlamak ve   testis hacmini korumaktır. 

Varikosel Tedavisi Nasıl Yapılır?

Varikosel tedavisinin tek yolu cerrahidir, ancak tüm hastalar ameliyattan fayda görmeyebilir. Temel olarak kısırlık şikayeti  olan hastalarda varikosel varsa ve sperm parametrelerinde bozulma varsa varikosel ameliyatı önerilmektedir. Bunların dışında günlük yaşantıyı etkileyecek tarzda ağrı yapıyorsa, adölesan döneminde varikoseli var ve iki testis arasında %20 den fazla küçülme(2-3cc) , ağır bedensel spor veya çalışma hareketi yapanlarda, mevcut varikoselin ilerleyeceği düşünülen hastalar, kozmetik kaygı taşıyan hastalar varikosel ameliyatı için aday hastalardır.

Varikosel ameliyatından sonra sonuçlarını değerlendirmek için en az ameliyattan birkaç ay geçmesi beklenir. Bunun nedeni, yeni spermlerin gelişimi ve ameliyatın etkileri yaklaşık 3 ay içinde ortaya çıkmasıdır.

Cerrahi: Cerrahi girişim, genişlemiş damarların kasıktan küçük bir cerrah kesi ile bu genişlemiş damarlar(testiküler ven, kremasterik-eksternal testiküler venler ve kısmen de vazal venler) bağlanır, böylelikle kirli kan bu genişlemiş damarlar yerine daha sağlıklı damarlara yönlenmiş olur ve zaman içinde bu variköz damarlar atrofiye olarak kaybolur.

Mikrocerrahi: Bu yöntemle çıplak gözle görülemeyen lenf damarları korunur ve oluşabilecek komplikasyon görülme riski azalır, lenfatik akış engellenmemiş olur.

Laparoskopik: Varikoselektomi Laparoskopik olarakta yapılabilir, sonuçlar birbirine benzerdir

Anjiografik Tıkama: Daha az sıklıkla, varikosel tedavisinde anjiyografik oklüzyon adı verilen bir prosedür kullanılır. Varikoz damarlara özel bir sklerozan  madde enjekte edilir ve bu madde damarlarda çöker ve tıkaç oluşturur,Anestezi gerektirmez ancak ışın(radyasyon) maruziyeti olur.

Tekrar Eden Nüks Varikosel Nedir?

Daha önce bahsedildiği gibi uygun yöntem ve titizlikle yapılmadığı, eksternal ve internal spermatik venler tümün bağlanmadığı durumlarda  varikosel ameliyatında yeterli sonuç alınamamaktadır biz buna sebat eden(persistan) veya nüks(Tekrarlayan) varikosel demekteyiz. Bu durum doğuştan gelen bazı anatomik damar varyasyonlarından da kaynaklanabilmektedir. caddebostan escort Nüks varikosel değerlendirilmesi için ameliyattan sonra 6-10 ay içinde sperm parametrelerinde düzelme olmaması, gebelik sağlanamaması, testis gelişme geriliğinin devam etmesi, ağrı ve testosteron düşüklüğüne bağlı şikayetlerinin devamı bize nüks varikoseli düşündürecek bulgulardır. Nüks varikoselin tanısında Fizik muayene ve  özellikle Doppler USG kullanılmaktadır.
4
Sanal Ortam Hikayeleri / Kilo vermede yanlış uygulamala...
Son İleti Gönderen xtc14 - Ağu 16, 2021, 07:17 ös


Sağlıklı beslenme ve diyet konusunda herkesin bir fikri ve doğru bildikleri vardır. Ancak bu bilgiler kulaktan kulağa bilgi kirliliğine yol açmaktadır.

Bugün doğru beslenmede aslında doğru bildiğiniz yanlışlardan bahsedeceğim.

1. Aç kalırsam kilo veririm. YANLIŞ!

Uzun süre aç kalmak sizi kısa zamanda zayıflatır fakat bu zayıflamanın çoğu vücuttan su ve kas kayıplarına neden olmaktadır. Aynı zamanda aç kalarak vücudumuz aldığımız az kalorili besinleri metabolizmamız yaşamını sürdürübilmesi için daha yavaş harcar. Bu şekilde vücut kendini koruma altına alır ve her alınana kaloriyi vücuda yağ olarak depolar. Bu tür beslenme programına vücut uzun süre dayamayacağı için, eski yeme alışkanlıklarına döndüğünde metabolizma yavaşladığı için verdiği kiloları hızlı bir şekilde geri alır. Bunu da unutmayalım, aç kalarak günlük yaşamaya devam etmeye çalışmak kişide yorgunluk, halsizlik, mide bulantısı ve ağız içi aseton kokusu gibi sıkıntılarla karşı karşı kalmaktadır.

2. Aldığım besin 'Light' ise istediğim kadar yiyebilirim. YANLIŞ!

Light ürün nedir? Öncelikle buna açıklık getirelim. Enerji içeriği açısında referans ürünlere göre yağı %25 azaltılmış üründür. Bu enerjisi azaltılmış ürünler genellikle şeker ve yağı azaltılmış ürünlerdir. Light ürünün üretim sebebi günlük alması gereken kalori,yağ ve şeker miktarını azaltmaktır aynı zamanda içerdiği lif içeriği sayasinde kişiye doygunluk hissi vereceğindendiyet yapanlar tüketebilir. kurtköy escort Fakat kontrollü bir şekilde tüketilmez ise kilo vermek yerine kilo aldırır.

3. Tek bir besin çeşidi ile zayıflama isteği.YANLIŞ!

Yaşamımız boyunca gördüğümüz ve tükettiğimiz hiçbir besin diğerinden üstün değildir. Herhengi bir besin gurubunun atlanması vücut sağlığını olumsuz etkilemekte ve önemli hastalıklardan olan kalp ve kanser riskini artırmaktadır. Dünyada her varlığın bir sebebi olduğu düşünülürse, her çeşit besin gurubununda vücudumuz için önemli işlevleri vardır. Hiçbir besin tek başına, son derece karmaşık ve sistemli işleyen vucüt mekanizmasını düzensiz ve eksiksik çalışmasını sağlayacak mucizevi bir etkiye sahip değildir.

4.  Kilo vermek istiyorsan ekmeği hayatından çıkar. YANLIŞ!

Özellikle beslenme uzmanı olmayan kişiler tarafından sosyal medya da ekmeğin sağlıksız bir besin olduğu ve hiç yenmemesi gerektiği dile getiriliyor. Öncelikle her besinin bir besin değeri olduğu ve yeterli ve dengeli tüketilmediği sürece  kilo alımının gerçekleşeceğini unutmayalım. Ekmek de diğer besinler gibi kişinin ihtiyacına göre alındığı takdirde kilo aldıran sağlıksız bir besin değildir. Aksine B grubu vitaminlerden zengin ve içerdiği komplekskarbanhidrat nedeniyle kişiye hem tokluk hissi veren hem de kan şekerini düzenleyen bir besin grubudur. pendik escort Kompleks karbonhidrat olarak bahsettiğim kepekli, çavdar ve tam buğday ekmeğidir. Sağlıklı bir insanın günlük alması gereken karbonhidrat miktarı bütün %55-60 olması gerekir. Bu orana ekmek yemeden ulaşmamız mümkün değildir. Şunu da unutmalayım ekmekten uzak kaldığınızda abur cubura ve yüksek kalorili yiyeceklere daha fazla yöneleceği için kilo alımı hızla artacaktır.

5. Diyet yaparken, meyve tüketmemeliyim! YANLIŞ!

Diyet yaparken en çok tüketmeniz gereken gıdaların başında, birinci olarak sebzeler ve ikinci olarak meyveler gelir. Şunu çok iyi bilmeniz gerekir ki, her gün sebze ve meyve tüketmeden sağlıklı olamazsınız. Diyet yaparken, meyve tüketimi belirli ölçüde şarttır. meyve şekeri sizin düşündüğünüz gibi diyetinizi bozmaz. Burada önemli olan kararında tüketmektir. Aksi halde, gerekli vitamin ve minerallerden yoksun kalacak ve vücudunuz bu diyet döneminde zarar görecektir. Diyet yaparken Suyu sıkılıp içilmemelidir. Lifinden ayrılan meyve şekeri, işte o zaman sizin için faydasını büyük ölçüde yitirmiş olacaktır.Her gün mutlaka meyve tüketin. Diyet yapsanızda, diyet yapmasanız da meyve tüketin.

6. Akşam 18.00 den sonra hiçbirşey yemezsek kilo veririz. YANLIŞ!

Her bireyin yaşam tarzı farklıdır ve sabah uyanma akşam yatma, iş saatleri değişkendir. Kilo vermek için önemli olan ne zaman yenildiği değil ne kadar yenildiği ve ne kadar fiziksel aktivite yaptığıdır.Burada dikkat edilmesi gereken  yatış saatinden 3 saat önce akşam yemeği ve 2 saat öncesi ara öğün saatinizi bitirmeniz gerektiğidir.'' Diyetler bireye özgüdür ve onun günlük yaşantısına uyum sağlamalıdır.''

7. Sabahları aç karnına limonlu su, greyfurt suyu ve maydanoz içmek zayıflatır. YANLIŞ

Literatürde ve bilim dünyasında Hiçbir besinin yağ yakıcı özelliği yoktur. limon ve greyfurtun içerdiği  C vitamini nedeniyle bağışıklık sistemini güçlendiren besin gruruplarıdır. Aynı zamanda kolesterol düşürmeye yardımcı bir besindir. tuzla escort Ancak Limon ve greyfurtun asitli yapısı mide asidini artırarak, açlık hissini artırır ve ileri de ciddi mide hasarına sebebiyet verir.Bu nedenle sabah aç karınana tüketmek yerine ara öğünlerde tüketmek daha sağlıklı bir tercih olacaktır.

Maydanozun c vitamini yönünden zengin idrar söktürücü bir besindir. İdrar kaybı nedeniyle insan kendini hafiflemiş hisseder, yoksa kilo kaybına ve yağ dokusu azalmasına hiç bir faydası yoktur.
5
Sanal Ortam Hikayeleri / Sağlıklı kilo vermek için 8 ön...
Son İleti Gönderen xtc14 - Ağu 16, 2021, 07:17 ös


Beslenme ve Diyet Uzmanı Diyetisyen Özlem Tay, kışın bazı püf noktalarına dikkat edilip kuralların uygulandığında sağlıklı kiloya ulaşmanın mümkün olabileceğini söyledi.

Beslenme ve Diyet Uzmanı Diyetisyen Özlem Tay, kışın kilo vermeyi sağlayan ayrıcalıklara rağmen yanlış beslenme alışkanlıkları nedeniyle verilen kiloların fazlasıyla geri alındığını belirterek, bazı püf noktalarına dikkat edilip kuralların uygulandığında sağlıklı kiloya ulaşmanın mümkün olabileceğini söyledi.

Diyetisyen Özlem Tay, kışın sağlıklı kilo vermek için en etkili 8 yöntem hakkında bilgi verdi. Kışın sağlıklı kilo vermenin mümkün olabileceğini belirten Diyetisyen Özlem Tay, kış aylarının kısa günleri ve havanın erken kararmasının, gün içerisinde yemek yeme alışkanlığını azaltığını dile getirdi. Bu durumun, kışın zayıflayabilmek için bir avantaj oluşturduğunu ifade eden Tay, "Kışın kilo vermeyi sağlayan ayrıcalıklara rağmen yanlış beslenme alışkanlıkları nedeniyle verilen kilolar fazlasıyla geri alınıyor. Bazı püf noktalarına dikkat edilip kurallar uygulandığında ise sağlıklı kiloya ulaşmak mümkün olabiliyor" dedi.

"Kış mevsimini kilolu geçirmek zorunda kalmayın"

Vücutta bulunan yağ hücrelerinin ikiye ayrıldığını dile getiren Tay, beyaz hücreler daha çok kilo alımına neden olurken, kahverengi hücrelerin ise yağları kısa sürede yakarak, vücut ısısını dengede tutmaya çalıştığını açıkladı. bostancı escort Tay, "Kış aylarında vücut üşüdüğünü hissettiği anda, ısıyı dengede tutmak amacıyla kahverengi hücreleri harekete geçirir. Böylelikle beyaz yağ hücreleri yakılır ve vücutta enerji olarak açığa çıkar.

Metabolizma hızı da bu sayede artar. Kış mevsiminde soğuk havanın yanı sıra kış sebzelerinden de kilo vermek için yararlanılabilir. Karalahana, beyaz lahana, pazı, brokoli, kereviz, ıspanak ve pırasa gibi kök bitkileri, kilo kaybında önemli bir role sahiptir. Çünkü kök bitkileri diğer besinlere oranla ortalama iki kat daha fazla lif içerir" ifadelerini kullandı.

"Vücudunuzu aç bırakarak cezalandırmayın"

Uzun süre aç kalmanın zayıflamaya yardımcı olduğunu belirten Tay, ancak açlıkla verilen kiloların, vücuttan su ve kas kayıplarına yol açtığını söyledi. Tay, "Aynı zamanda uzun süreli açlıktan sonra alınan besinler, metabolizmanın yaşamını sürdürmesi için daha yavaş çalışılarak harcanır. Bu şekilde vücut kendini koruma altına alır ve her alınana kaloriyi vücuda yağ olarak depolar. Yani vücut, bu tür bir beslenme alışkanlığına vücut uzun süre dayanmaz ve eski yeme alışkanlıklarına dönüldüğünde, verilen kilolar hızla geri alınır. Aç kalarak günlük yaşama devam etmeye çalışmak; yorgunluk, halsizlik, mide bulantısı ve nefeste aseton kokusu gibi sorunlara yol açmaktadır" diye konuştu.

"Light yiyecekleri abartmayın"

Enerji içeriği açısından referans ürünlere göre yağı yüzde 25 azaltılmış ürünlerin light besin olarak kabul edildiğini dile getiren Tay, "Bu besinlerin enerjilerinin yanında genellikle şeker ve yağ içerikleri de azaltılmıştır. beykoz escort Light ürünün üretim sebebi günlük alması gereken kalori, yağ ve şeker miktarını azaltmak, aynı zamanda içerdiği lif içeriği sayesinde kişiye doygunluk hissi vermesini sağlamaktır. Diyet yapanlar için önerilen bu ürünler kontrolsüz tüketildiğinde, kilo vermek yerine kilo alımına yol açar" şeklinde konuştu.

"Tek bir besin çeşidine takılmayın"

Yaşam boyunca görülen ve tüketilen hiçbir besinin diğerinden üstün olmadığını belirten Tay, "Herhangi bir besin gurubunun atlanması vücut sağlığını olumsuz etkilemekte, kalp ve kanser gibi önemli hastalıklara yakalanma riskini artırmaktadır. Her çeşit besin grubunun vücut için ayrı bir işlevi bulunmaktadır. Hiçbir besin tek başına, son derece karmaşık ve sistemli işleyen vücut mekanizmasının, düzensiz ve eksiksiz çalışmasını sağlayacak bir etkiye sahip değildir. Bu nedenle besin çeşitliliğine önem verilmeli ve her besin grubundan yeterli miktarda tüketilmelidir. güzelyalı escort Sofralar her renkten sebze ve meyve ağırlıklı olarak hazırlanmalıdır" dedi.
6
Sanal Ortam Hikayeleri / Balık yemenin faydaları nelerd...
Son İleti Gönderen xtc14 - Ağu 16, 2021, 07:16 ös


Balık, zengin vitamin içeriği ve güçlü besin değeri bakımından hem çocukların hem de yetişkinlerin düzenli olarak tüketmesi gereken bir gıdadır. Yaşadığı denize ve mevsimine göre değişmekle birlikte özellikle kış aylarında taze ve çok çeşitli olan balık, haftada en az 2-3 gün sofrada bulunmalıdır. Memorial Diyarbakır Hastanesi Beslenme ve Diyet Bölümü'nden Uz. Dyt. Özlem Tay, balığın bilinmesi gereken 10 önemli yararı hakkında bilgi verdi.

Bağışıklık sistemini koruyor

Özellikle mevsiminde tüketilen balık, içerdiği yağ asitleri sayesinde bağışıklık sisteminin güçlendirilmesi için son derece gerekli olan bir besindir. Balığın gribe ve enfeksiyonlara karşı vücudu koruduğu, yapılan çalışmalarla kanıtlanmıştır. Özellikle sezonunda balık, haftada 2 kez düzenli olarak tüketilmelidir.

Omega3 deposu

Balıkta, diğer hayvansal kaynaklı besinlerin aksine doymuş yağ yerine, doymamış yağ asitleri denilen omega3 yağ asitleri bulunur. maltepe escort Omega3, vücudun üretmediği ve en fazla balıkta bulunan son derece faydalı bir yağdır. Özellikle soğuk su balıklarından somon, uskumru, sardalye ve ton balığı omega3'ten oldukça zengindir. Omega-3; kalp ve damar sağlığını koruyucu özelliğinin yanı sıra gözde sarı nokta hastalığı riskini azaltır, kan şekerinin düzenlenmesine yardımcı olur.

Zeka gelişimine fayda sağlıyor

Balık, iyottan zengin bir besin kaynağı olup zeka gelişiminde önemli rol oynar. Balık yiyen çocukların zeka puanlarında artış meydana geldiği ve öğrenme kabiliyetlerinin arttığı görülür. Özellikle gebeliğin ilk üç ayında düzenli balık tüketen annelerin bebeklerinde öğrenme, algılama ve bebeklik döneminde kavrama, tutma gibi el fonksiyonlarının güçlü olduğu saptanmıştır. Bebek ve çocuklarda zeka gelişimini destekleyen balığın bileşimindeki DHA, görme ve nörolojik gelişimin sağlıklı bir biçimde gelişmesinde son derece etkin rol oynar.

Kalp sağlığını koruyor

Balık tam bir kalp dostudur. Balığın içerisindeki omega3 yağ asitleri kötü kolesterolü (LDL) düşürürken iyi kolesterolü (HDL) artırır. tuzla escort Kandaki trigliserid yani serbest yağların düşürülmesini sağlar. Tansiyonu düşürerek kalp yetmezliğinden ve inme riskinden korur, kanın pıhtılaşmasını önleyerek akışkanlığını artırır.

Kemikleri güçlendiriyor

Balık, kemikleri de güçlendirir. Özellikle de kılçığı ile yenilebilen küçük balıklar kalsiyumdan zengin olduğundan, kemiklerin güçlenmesini sağlar. Bu özelliği ile kemik erimesi sorunu yaşayanlar, menopoz dönemindeki kadınlar ve yaşlılar bol bol balık tüketmeleri önerilmektedir.

Hücreleri onarıyor

Proteinler vücut için çok önemli besin kaynağıdır. Balığın da aralarında yer aldığı bazı besinler kaliteli protein yağlarını oluşturur. Protein, hücrelerin onarılması ve yeni dokuların yapımı için önemli göreve sahiptir. Bu yüzden protein bakımından zengin olan balık mutlaka tüketilmelidir.

Depresyondan koruyor

Yoğun iş temposu ve günlük yaşamın hareketliliğinde, sorunlar bazen üst üste gelebilir. Özellikle kişilik itibariyle yatkın olan bireylerde stres yerini depresyona bırakabilir. Yapılan çalışmalar, özellikle somon, uskumru ve ton balığı gibi yüksek oranda Omega3 yağ asitlerini barındıran balıkların depresyona karşı büyük fayda sağladığını ortaya koymaktadır.

Diyabet riskini azaltıyor

Omega-3 gençlerde diyabet riskini önemli ölçüde azaltır. İnsülinin işlevini artırıp, Tip 2 diyabete karşı koruma sağlar. gebze escort Bu nedenle diyabet hastalarının ve diyabet riski taşıyanların bol bol balık tüketmesi faydalı olacaktır.

Alzheimer Riskini Düşürüyor

İnsan ömrünün uzamasıyla birlikte çağın hastalığı olarak gittikçe daha sık görülen Alzheimer'a karşı haftada 2 kez balık tüketmek büyük önem taşır. Balık yağının ve Omega3 yağ asidinin faydalarından biri de Alzheimer riskini düşürmesidir. Alzheimer'ın yol açtığı hafıza kaybını önlemede güçlü bir silah olan balık, özellikle de buğulama ya da ızgara olarak tüketilmelidir.

Eklem ağrılarına faydalıdır

Omega3 yağ asitleri dokuların hasar görmesine neden olan mekanizmaların geri dönüşümünü sağlayarak anti-inflamatuar etki gösteren en güçlü besin bileşenlerinden biridir. fenerbahçe escort Özellikle romatoid artrit hastalarında görülen eklem romatizmasının azaltılması ve mevcut ağrıların giderilmesinde balık tüketiminin önemli faydaları bulunur.
7
Sanal Ortam Hikayeleri / Gut hastalığı nedir ve gut diy...
Son İleti Gönderen xtc14 - Ağu 16, 2021, 07:16 ös


Gut hastalığı (Gut), pürin(protein) metabolizma bozukluğu olarak bilinir. Bu nedenle pürin içeriği yüksek gıdaların tüketilmesi daha az olmalıdır.

Yüksek pürin içeren gıdalar (az tüketilmeli)

. Sakatatlar (karaciğer, böbrek, kalp..vb)

. Av hayvanı etleri (sülün, tavşan, geyik)

. Kırmızı et içeren yemekler ve işlenmiş gıdalar (et yemekleri, kebaplar, sosis, salam, sucuk)

. Kümes hayvanı içeren yemekler (tavuk, hindi)

. Kabuklu deniz ürünleri (karides, istakoz, midye, yengeç)

. yağlı balıklar (hamsi, alabalık, sardalya- göreceli az tüketilmesi)

. Ticari soslar

. Alkol (bira, viski, likör, rakı)

Düşük pürinli içeren gıdalar (güvenli tüketilebilir ürik asit seviyesini yükseltmezler):

. Bakliyat

. C vitamini yüksek meyveler

. Sebzeler (kuşkonmaz ve kültür mantarlarında göreceli daha yüksek)

. Süt ve süt ürünleri

. Yumurta

. Çaylar

. Kahve ( kahve tiryakileri  beraberinde bol da su içmeli kahveye bağlı dehidratasyon ürik asit seviyesini göreceli yükseltir)

. Ekmek (kepek ekmeğine dikkat)- gut yanında kan şekeri yüksek olanlar dikkatli tüketmeli


Kilo vermek ürik asit seviyeme etki eder mi? Spor yapmak eklemime iyi gelir mi?

Kilo vererek ideal vücut ağırlığına ulaşmanız kan ürik asit seviyesini düşürür. bostancı escort Kilo vermek ayrıca  ağırlığımızı taşıyan diz, kalça, ayak eklemlerimize etki eden kuvveti de azalttığı için ve bu eklemler gut artiritinden en fazla etkilenen eklemler olduğundan, onları korumak için de çok önemlidir. Aşırı kalori kısıtlaması ile ani kilo vererek yapılan diyetler ise hem tekrar kilo alımına açık olduklarından hem de metabolizma üzerinde olumsuz etkileri olduğundan metabolik hastalıklar gurubuna giren gut, diyabet, tansiyon gibi hastalıklarda çok önerilmez ayrıca safra taşı gelişimi gibi komplikasyonları da vardır. Dengeli sağlıklı beslenerek kontrollü kilo vermek önemlidir. Diyetin yanı sora yapılan egzersiz de hem eklem sağlığı hem kilo kontrolü için çok önemlidir. Tüm romatizmal hastalıklarda eklemde iltihap geriledikten sonra eklem sağlığı için düzenli ve kontrollü egzersiz yapmak çok önemlidir.

Vucudumun ihtiyacı olan günlük protein miktarı ne kadardır?

Kişinin günlük protein ihtiyacı kabaca kilosunun 1 gr ile çarpılmasıdır. Yani 70 kg ağırlığındaki bir kişinin 70 gr/gün protein alması gerekir. Tabii kişinin yaşı, cinsiyeti ve beraberinde böbrek yetmezliği gibi hastalıkların bulunması günlük protein miktarına etki eder.

Günlük beslenmenizde protein ihtiyacınızı hangi gıdalardan ne kadar karşılayabileceğinizi anlamanız için size bazı gıdaların protein içeriği örnek olarak aşağıda verilmiştir. Daha detaylı bilgiyi bir diyet uzmanına danışarak almanız önerilir.

100g tavuk (göğüs), 22g protein içerir.
100g morina (büyük Mersin balığı) ve diğer büyük balık filetoları, 21g protein içerir.
Yumurta, 6g protein içerir.
30g sert peynir, 8g protein içerir.
30g süzme peynir, 14g protein içerir.
30g badem, 5g protein içerir.
     

Gut Hastası İçin "Sağlıklı Beslenme"nin mantığı nedir?

Sağlıklı ve dengeli beslenme herkes için çok önemlidir ve koruyucu hekimlikte en önemli konulardan biridir. üsküdar escort Kişinin ideal kilosunda veya buna en yakın kiloda olması, bunu gerçekleştirirken vücudu için gerekli tüm besin öğeleri ve mineralleri alması ve sosyal yaşamında sıkıntıya düşmemesi ve hayattan keyif alması çok önemlidir.

İnsan hepçil bir canlı olarak bilinir yanı hem sebze meyve ile otçul olarak hem de et ve benzerleri ile etçil olarak beslenir. Bu avcı-toplayıcı bir canlı olmamızdan kaynaklanır. Binlerce yıllık insanoğlu öğretisi bu şekildedir. Günümüz insanının gelişen teknoloji ve değişen yaşam şartları nedeniyle gıdaya ulaşması binlerce yıl evvelki ataları ile aynı değildir. Bu nedenle beslenme şeklinin de değişmesi çok önemlidir. kaan escort sitesi Yapılan çalışmalar romatizma hastalarının bitkisel ağırlıklı beslenmesinin sağlıkları için daha iyi olduğunu göstermektedir. Günümüz insanı avcı-toplayıcılıktan, toplayıcılığa doğru evrilmelidir. Bu durumda vejeteryan diyet romatizma hastası için daha uygundur.

Bir gut hastası için diyet daha da fazla önem kazanmaktadır. Sebze ve meyveye mutfağında daha fazla yer vermesi, eti de sebze ile beraber pişirmesi daha önemlidir. Hayvanların bize sunduğu süt, bundan yapılan süt ürünleri ve yumurta önemli ve kıymetli protein kaynağı olarak sofrada yerini almalıdır. Ayrıca bitkisel proteinden zengin olan baklagiller de daha fazla pişirilmelidir. İşlenmiş, paketlenmiş hazır gıdalar, şeker ve tatlandırıcı içeren içeceklerden uzak durulmalıdır. Bitki çayları ve içilecek bir iki fincan keyif kahvesinden ise vazgeçilmemelidir. Unutulmamalıdır ki ürik asit büyük bir moleküldür. Ve dokuya çökmeye yatkındır. Dehidratasyon gutta istenen bir durum değildir. Doktorlarınızın önerdiği bir su kısıtlaması durumunuz yoksa suyu bol tüketmeniz çok faydalıdır.

Gut Hastası Alkolü  İçebilir mi?

Alkollü içecekler fermentasyon yöntemi ile yapıldığı için daha fazla ürik asit içerebilirler. Ayrıca alkolün yıkım son ürünü olan laktik asit vücuttan ürik asitten önce atıldığından ve alkol almak su içme ihtiyacını ortadan kaldırdığı ve gizli dehidratayon yaptığından ürik asit retansiyonuna neden olup kan ürik asit seviyesini artırabilir. ümraniye escort Bu nedenlerle erkekler haftada 21 birim, kadınlar 14 birimden fazla alkol alıyorlarsa mutlaka azaltmalıdırlar. Aşağıda 1 birim alkol üzerinden bazı içeceklerin değeri verilmiştir.

Yarım bira bardağı (%3-4 alkol içeren) bira,
125mL şarap (alkol oranı olan güçlü şarap ise, 100mL)
Viski, cin vs tek kadeh 25mL alkoller
Tek kadeh şeri veya güçlendirilmiş şarap (50mL)

Ayrıca yapılan çalışmalarda biranın yaptığı ürik asit retansiyonunun şaraptan daha fazla olduğu da gösterilmiştir. Bu bilgi de tüketeceğiniz alkol çeşidine karar vermenizde faydalı olabilir.
8
Sanal Ortam Hikayeleri / Vaskülit Nedir? Hastalık tedav...
Son İleti Gönderen xtc14 - Ağu 16, 2021, 07:16 ös


Damarın iltihabi hastalığıdır. Otoimmün nedenlere bağlı olarak organ ve dokuların beslenmesi ve fonksiyonlarını yapabilmesi için gerekli olan dolaşımın sağlanmasında görevli olan damarlarda gelişen iltihaplanma ile bu dokularda hasarın meydana gelmesidir. sağlık sitelerinde Vaskülitler bazen tek bir organ veya dokuda sınırlı kalabilirler, örneğin deride sınırlı lökositoklastik vaskülitler gibi. Ya da yaygın olarak hem atar, hem toplar damarların hem büyük çaplı hem kapiller düzeydekilerinin etkilenmesi ile pek çok organda yetmezlik yaparak hayati tehdit edebilirler örneğin: Wegener granülomatozu, Churge-Strauss vasküliti, Poliarteritis Nodoza, Takayasu' vasküliti gibi.

Çok çeşitli bulgular verebilirler: el ve ayaklarda uyuşma, deride döküntü, nefes darlığı, öksürük, idrarla veya gaytayla kanama, gözde kızarıklık, ani görme kaybı, ani felç, ödem.. gibi

Vaskülit neden olur?

Vaskülit gelişiminde genetik faktörlerin çok önemli olduğu bilinmektedir. Ancak yatkın olan genlerin birden hastalık gelişmesine denen olacak proteinleri üretmeye başlamaları epigenetik faktörler dediğimiz çevresel faktörler, sigara, Hepatit B ve C virüs enfeksiyonu gibi faktörlere bağlıdır. O zamana kadar faaliyet göstermeyen gen bölgesi epigenetik faktörle tetiklenerek çalışmaya başlar ve ürettiği protein yapılar bağışıklık sistemimiz tarafından yabancı olarak algılandığı için ortadan kaldırılmaya çalışılır ve bu da inflamasyonun başlamasına ve iltihabın gelişmesine neden olur.

Vaskülit kimlerde görülür?

Her cinsiyette her yaş gurubunda görülebilir. ataşehir escort Bazı tipleri belirli yaşlarda veya cinsiyette daha fazla görülebilir. Örneğin Kawasaki Hastalığı'nın çocukluk yaş gurubunda daha fazla görülmesi, Temporal arteritin ise daha ileri yaş gurubunda görülmesi gibi.

Vaskülit teşhisi nasıl yapılır?

İyi bir öykü alma ve muayene temel tanı yöntemidir. Bunu destekleyecek kan tahlilleri , ileri görüntüleme tetkikleri ve doku biyopsisi gerekebilir. Bu tahliller hem vasküliti sınıflandırmak hem de  etkilediği organ ve sistemleri belirlemek için gereklidir. Tedavimiz bu verilere göre şekillenecektir.

Vaskülit sınıflandırması genelde etkilenen damar büyüklüğüne göre yapılır. Büyük damar vaskülitleri:  temporal arterit ve Takayasu, orta damar vaskülitleri: poliarteritis nodoza, Kawasaki hastalığı, küçük damar vaskülitleri: ANCA ilişkili vaskülitler (Wegener Granülamatozu, Churge Strauss Sendromu, mkroskopikpolianjiit gibi), diğer romatizmal hastalıklar ve kansere sekonder gelişen vaskülitler, tüm damar tiplerini tutan vaskülitler: Behçet hastalığı, tek organ bölgesinde kalan vaskülitler: izole santral sinir sistemi vasküliti...gibi.

Vaskülitler nasıl tedavi edilir?

Vaskülit tanısı konur konmaz ilk verilecek ajan kortizon preparatlarıdır. Hastalığın ilerlemesi ve organ-doku hasarı gelişmesini en hızlı engelleyecek ilaçlardır. Vaskülit tiplendirmesi yapıldıktan ve etkilenen organ-doku dağılımı belirlendikten sonra DMARD dediğimiz uzun etkili ajanlardan biri veya birkaçı seçilebilir. Cerrahi müdahale az da olsa bazı vaskülit gelişen olgularda gerekebilir.
 
Vaskülit başlığı altındaki hastalıkların etki edebileceği organ sistem tutulumları çok geniş olduğu için hastaların yakından takip edilmeleri, kadıköy escort ilaçları düzenli kullanmaları, doktora danışmadan ilaç dozu azaltmamaları veya tümden ilaçları kesmemeleri çok önemlidir. Sağlıklı yaşamaları için gerekli olan ve önerilen tüm yaşam değişikliklerini yerine getirmeleri çok önemlidir.

Vaskülit Tedavisi

Vaskülit tedavisi, iltihabın ilaçlar yardımıyla kontrol altında tutulmasına ve vaskülite neden olan hastalığın tedavi edilmesine yöneliktir. Vaskülit için iki tedavi aşaması vardır. Öncellikle iltihabın durdurulması amaçlanır. Daha sonra da nükseden iltihapların önlenmesi sağlanır.

Bu iki aşamada da ilaç kullanımı gerekmektedir. Hangi ilaçların kaç gün alınacağı vaskülitin türüne, şiddetine ve iltihaplanmış bölgeye göre değişiklik gösterir.  Bunun yanı sıra vaskülitin türüne ve verdiği hasara bağlı olarak cerrahi işlem ya da organ nakli gerekebilir.

Vaskülitler, etkili tedavi söz konusu olsa dahi nüksedebilirler. Sık doktor ziyaretleri ve düzenli takipler hastalığın nüksetmemesi için çok önemlidir.

Vaskülit Kimlerde Görülür?

Vaskülit her cinsiyette ve her yaşta görülebilir. Vaskülitin bazı türleri yalnızca çocuklarda, bazı türleri ise sadece 50 yaş üstü hastalarda meydana gelir. Ancak bazı faktörler, vaskülitin oluşması için uygun ortamı sağlayabilir:

        Sigara kullanımı
        Kronik Hepatit B ya da Hepatit C enfeksiyonu
        Romatoid artrit, lupus ya da skleroderma gibi otoimmün hastalıklarına sahip olmak

Vaskülit ile İlgili Komplikasyonlar

Vaskülitler ciddi komplikasyonlara neden olabilir. Özellikle vaskülitlerin tanı ve tedavisi gecikirse bu durum hayati tehlikelere yol açabilir. Vaskülitler, türlerine bağlı olarak birçok komplikasyona sebep olabilirler:

Organ hasarları: Bazı vaskülit türleri şiddetli olabilir ve hayati organlara zarar verebilir.

Kan pıhtıları ve anevrizmalar: Kan damarında, kan akışını engelleyen bir kan pıhtısı oluşabilir. Nadiren vaskülit, bir kan damarının zayıflamasına ve şişmesine neden olarak anevrizma oluşumuna yol açar.

Enfeksiyonlar: Bunlar, göztepe escort zatürre ve kan zehirlenmesi (sepsis) gibi ciddi ve yaşamı tehdit eden durumları içerir.

Görme kaybı ya da körlük: Dev hücreli arteritin tedavi edilmemesi sonucu görme kaybı meydana gelebilir.
9
Sanal Ortam Hikayeleri / Obezite nedir ve nasıl tedavi ...
Son İleti Gönderen xtc14 - Ağu 16, 2021, 07:15 ös


Obezite, Türkçedeki ifadesi ile şişmanlık, Dünya sağlık örgütü- World Health Organisation (WHO) tarafından sağlığı olumsuz etkileyecek düzeyde adipoz dokuda anormal veya aşırı yağ birikimi olarak tanımlanmaktadır. Obezite önlenebilir bir sağlık sorunu olmasına rağmen günden güne daha yaygın olarak görülmekte ve birçok insanın yaşam kalitesini düşürmektedir. Obezite beraberinde birçok yandaş hastalık ile birlikte bireyin hayatını tehdit etmektedir. Obezite, neredeyse tüm yaşları ve sosyoekonomik grupları etkileyen ve hem gelişmiş hem de gelişmekte olan ülkeleri toplumlarını tehdit eden ciddi sosyal ve psikolojik boyutları olan karmaşık bir durumdur. Bugün günümüzde gelişmiş ülkelerde ve ülkemizde de nüfusun 1/3 'e yakın kısmı fazla kilolu ve obez grubuna girmektedir.

Obezite nasıl sınıflandırılır ?

Sağlığı olumsuz düzeyde etkileyecek anormal yağ birikimi olarak tanımlanmakta olan obezite, yetişkinlerde Beden Kitle İndeksi ( BKİ) ile sınıflandırılmaktadır. BKİ, kişinin kilogram cinsinden ağırlığı alınarak boyunun metre cinsinden karesine bölünmesi sonucu hesaplanan bir indekstir.

BKİ 18.5 dan küçükse zayıf, 18.5-25 arası normal (sağlıklı), 25-30 arası fazla kilolu (balık etli), 30-40 arası obez, 40-50 arası morbid obez, 50 ve üzeri süper morbid obez olarak sınıflandırılır.

Obezite değerlendirilirken bakılan parametrelerden diğerleri ise; vücut yağ yüzdesi ve bel çevresidir.  Kadınlarda bel çevresi ≥88 cm, erkeklerde ise  ≥102 cm olması obezitenin yandaş  hastalıkları için bir risk faktörü olan santral obezite varlığını göstermektedir. Toplam vücut yağı ise çoğu bireyde BKİ ile korelasyon göstermektedir ve kadınlar için > %35, erkekler de ise  > % 25 olması obezitenin bir göstergesidir.

Obezite Neden Önemlidir ?

Obez insanlarda ölüm riski, hipertansiyon, kan yağlarında yükselme (kolesterol ve trigliseritler), tip II diyabet, pendik escort koroner arter hastalığı ve kalp krizi, safra kesesi taşı, osteoartrit (kireçlenme), uyku ve solunum problemleri, bazı kanserler (endometrium, meme, kolon), karaciğer yağlanması ve siroz, kısırlık riskleri artmıştır.

Obezite Nedenleri

Obezitenin nedeni basitçe, uzunca bir süre, alınan enerjinin, tüketilen enerjiden fazla olmasından kaynaklanır. Genetik yatkınlık çok önemli bir faktördür. BKİ %66 oranında genetiktir. Diğer bir deyişle ebeveyn kilosu %66 ihtimalle çocuklara geçmektedir. Dolayısıyla obezitenin birçoğu genetikdir.

Yenen porsiyonun büyüklüğü ve enerji içeriği çok önemlidir. İşlenmiş gıdalar (yüksek kalorilidir) tüketimirafine karbonhidrat tüketimi (toz şeker, glukoz ve mısır şurubu gibi), meyve suları, kola, gazoz, alkol tüketimi kilo alımını tetikler.

Taze meyve ve sebze ve lifli gıdalar yenmesi, kompleks karbonhidrat (polisakkarit) yenmesi, sıvı olarak kola vb yerine su içilmesi kilo alınmasını azaltır.

Sedanter bir yaşam (sürekli oturma) obeziteyi kolaylaştırır. Yetersiz uyku (6-8 satten az) hormonları etkileyerek daha çok acıkmaya neden olabilir.

Bunun yanında ilaçlardan kortikosteroidler, lityum ve diğer antidepresanlar, benzodiazepinler, antiepileptikler, beta blokerler ve antipsikotikler kilo artışına neden olabilir.

Hipotalamusu etkileyen bazı beyin tömörleri ve infeksiyonlar, insülinoma (pankreas endokrin tm), Cushing sendromu (kortizol artışı), hipotiroidi gibi durumlarda da obeziteye yol açabilir.

Yeme Bozuklukları, kurtköy escort aşırı yemek (Binge Eating Disorder, tıkınırcasına yemek); Bu kişiler fazla miktarda yemeği kısa bir sürede yer sonra da pişmanlık duyarlar. Yani yemek yerken kontrolü kaybederler. Bu bozukluk obezlerin %30 undan fazlasında gözlenir.

Obezitede Tedavi Yöntemleri

Aşırı vücut ağırlığının azaltılması ve ideal ağırlığın sürdürülmesi veya ağırlık kontrolü obezitenin tedavisinde temel prensiplerdendir. Tüm tedavi yöntemlerinde hedef negatif enerji dengesi oluşturmaktır.Günümüzde obezite tedavisinde kullanılan yöntemler şunlardır:

    Diyet

    Spor

    Davranış  terapisi

    İlaçlar (eg, phentermine, orlistat, lorcaserin, phentermine/topiramate)

    Bariatrik Cerrahi (Metabolik, Obezite Cerrahisi)


Obezite Diyeti

Sağlıklı beslenme, obeziteden kaçınmak, kilo vermek ya da kontrol altında tutmak için şunlara dikkat edilmelidir

Öğünlerdeki yemek miktarı azaltılmalı, öğün arası da atıştırılmamalıdır.

Rafine karbonhidratlar ve işlenmiş gıdaların yerini (çay şekeri, mısır ve glukoz şurubu içeren gıdalar), işlenmemiş taze meyve sebze ve salata almalıdır.

Yemekte gazoz, meyve suyu gibi içecekler yerine su içilmelidir.

Alkolden kaçınılmalıdır

Yağsız ya da az yağlı süt tercih edilmelidir. Böylece D vitamini ihtiyacı karşılanırken fazladan kalori alınmamış olur.

Spor

Spor yani egzersiz bir yandan enerji tüketimine neden olurken, diğer yandan bazal metabolizma hızını da artırır. Yani kişi oturduğu yerde de daha fazla kalori yakmaya başlar. Bunun mekanizması şu şekildedir; kas yapıcı egzersizler (ağırlık vb), kartal escort vücut kas kitlesini artırır. Böylece dinlenme esnasında, kas dokusu, yağ dokusundan daha fazla kalori tüketir. Kas yapıcı (ağırlık çalışma) ve aerobik egzersizlerin (yürüme, koşma vb) birlikte yapılması daha iyidir.

Obezite İlaçları

Obezitede kullanılan ilaçların etki mekanızması yağ emiliminin ve iştahın  azaltmalarıdır.

Bariatrik Cerrahi (Metabolik, Obezite Cerrahisi)

Bariatrik cerrahi sonrası uzun süreli ve sürdürülebilir ağırlık kaybının sağlandığı tedavi yöntemidir.  Bariatrik cerrahinin uygulanabilmesi için bireyin bazı kriterlere uygun olması gerekmektedir.

Türkiye Endokrinoloji ve Metabolizma Derneğinin 2019 Bariatrik Cerrahi Klavuzu'na göre bariatrik cerrahinin hangi durumlarda uygulanabileceği aşağıda verilmiştir:

BKİ ≥ 40 kg /m² olan veya,

BKİ ≥ 35 kg/m2 olması durumunda obezite ile ilişkili en az 1 komorbiditenin eşlik ediyor olması gerekir. Bu ilişkili durumlar şunlardır;

    Tip 2 diabetes mellitus

    Hipertansiyon

    Dislipidemi

    Uyku-apne sendromu

    Obezite-hipoventilasyon sendromu

    Pickwick sendromu (uyku-apne sendromu ve obezite-hipoventilasyon sendromunun bir arada olması)

    Alkol dışı yağlı karaciğer hastalığı veya "non-alkolik steatohepatit (NASH)"

    Psödotümör serebri

    Gastro-özofagial reflü hastalığı

    Astım

    Venöz staz hastalığı

    İleri derecede üriner inkontinans

    Günlük yaşamı etkileyen artrit

Uygun hasta seçiminden sonra uygun bariatrik prosedür seçimi de oldukça önemlidir. Dünya genelinde uygulanan birden fazla bariatrik cerrahi prosedürü mevcuttur.

Bariatrik cerrahi prosedürleri;

1. Gıda alımını kısıtlayıcı yöntemler

2. Emilimi bozucu yöntemler

3. Kombine yöntemler

AMELİYAT TEKNİKLERİ:

Tüp Mide (Sleeve Gastrektomi)

Laparoskopik Sleeve Gastrektomi (Tüp Mide) ameliyatı tüm dünyada şişmanlığın cerrahi tedavisinde obezite ameliyatları ya da diğer adıyla bariatrik cerrahi girişimlerinde primer olarak tercih edilen yöntemlerdendir.

Sleeve Gastrektomi; mide hacmini küçültme esaslı bir ameliyattır. Kısıtlayıcı bir metot olarak da ifade edilebilir. Hastaya anestezi altında, karın bölgesinde kesi yapılmadan ufak deliklerden girilerek laparoskopik olarak yapılan bir ameliyattır.

Midenin %75-80' lik kısmı çıkartılarak mide hacmi azaltılmaktadır. Geriye kalan mide hacmi 100-150 ml kadar (1 çay bardağı) olup, kabaca şekli tüp biçimindedir.

Sleeve Gastrektomi (Tüp Mide) ya da mide küçültme ameliyatı sonrasında 2 temel faktör kilo kaybını sağlamaktadır; hacim küçülmesi ve hormonal etki ile. Mide fundus bölgesi çıkarılarak açlık hormonu denilen Ghrelin salınımı azaltılmış olur.

Gastrik Bypass (Mide Bypass) Ameliyatı

Gastrik Bypass (Mide Bypass) ameliyatları, göztepe escort obezitenin cerrahi tedavisinde sık uygulanan ameliyatlardandır. Hem kısıtlayıcı hem de emilim azaltıcı girişimler olarak sayılan yöntemlerdir.

Gastrik Bypass ameliyatının en çokuygulanan çeşitleri Mini Gastrik Bypass ve ve Roux-en-Y Gastrik Bypass (RYGB) dir.

Gastrik Bypass ameliyatı; mide hacmini küçülterek hastanın alabileceği gıda miktarının azaltılması ve ince bağırsaktan gıdanın kat ettiği yolun yani emilim yolunun kısaltılması üzerine kurulan bir sistemdir. Yani hem kısıtlayıcı hem de emilim engelleyici bir ameliyattır.
10
Sanal Ortam Hikayeleri / Diş sıkma, gıcırdatma ve tedav...
Son İleti Gönderen xtc14 - Ağu 16, 2021, 07:15 ös


Bruksizm (diş sıkma), uyku sırasında çiğneme kaslarının aktif olması nedeniyle diş sıkma ya da diş gıcırdatma durumudur. Bruksizm (diş gıcırdatma) yalnızca geceleri değil, gün içinde de meydana gelebilir ve toplumda sık görülmektedir. Diş Sağlığı için dişlerimizi en az günde 2 defa fırçalamaya özen gösteriniz.

Uyku sırasında neden diş sıktığımız günümüzde halen araştırılan ve henüz tam olarak açıklık kazanamamış bir konudur. Bu problem, merkezi sinir sistemi ile ilgili olabileceği gibi üzerinde en çok durulan nedenler stres ve anksiyete bozukluğu (kaygı bozukluğu) gibi psikolojik faktörlerdir. Ayrıca gece bruksizmi uykuyla ilişkili bir hareket bozukluğu olarak kabul edilir ve horlama ya da apne (uyku sırasında kısa süreli solunum durması) gibi diğer uyku problemleri de eşlik edebilir.

Dişler aşırı hassas olabilir, mevcut dolgu ve kaplamalar hasar görebilir. Ancak, bunların dışında daha az göze çarpan yumuşak doku bulguları da olabilir. Çoğu zaman muayene sırasında çiğneme kaslarında ağrı ya da hassasiyet mevcuttur. Diş sıkan bireylerde ayrıca sabah baş ağrıları ve yorgunluk şikayetleri de söz konusudur.

Hafif derecedeki bruksizm (diş sıkma) tedavi gerektirmeyebilir. Ancak şiddetli olduğu durumlarda çene eklemi problemleri, baş ağrıları ve diş problemlerine yol açabilir. escort bayan Bruksizm (diş gıcırdatma) çene eklemi problemlerinin en sık karşılaşılan nedenlerinden biridir. Şiddetli bruksizm (diş sıkma) tedavi edilmediğinde dişler aşınmaya başlar, hatta tüm dişin kaybedildiği bir noktaya varabilir. Aşınma, dişleri çürümeye karşı dayanıksız hale getirirken diş kırılmalarına da sebep olabilir.  Sürekli ve tekrarlayan şekilde diş sıkma veya diş gıcırdatma sonucunda çene eklemi aşırı yüklere maruz kalarak hasar görebilir ve dişlerde meydana gelen aşınma ve yükseklik kaybı da bu yüklenmeyi artırarak mevcut çene eklemi problemini şiddetlendirir. Bruksizme (diş sıkma) bağlı olarak çene ekleminde görülebilecek problemler kas ve eklem ağrıları, çene eklemi kilitlenmesi (ağız açamama) ve eklem sesleridir (çene kıtlaması, kütlemesi).

Bruksizm (diş gıcırdatma), yukarıda bahsettiğim problemler ciddi şekilde ortaya çıkana kadar farkedilmeyebilir. Bu nedenle bulgu ve belirtileri hakkında bilgi sahibi olmak ve rutin diş hekimi muayenelerine devam etmek önemlidir.

Bruksizm (diş sıkma) ve tedavi yöntemleri dünyanın her yerinde tartışmalı olan konulardır. Bu nedenle, bruksizmle (diş gıcırdatma) ilgili bilgiler bilimsel yazında sık sık güncellenmekte ve farklı tedavilerin etkinliği sürekli olarak değerlendirilmektedir. ankara escort Malesef, uygulanmakta olan tedavilerin etkinlik düzeyi güçlü bir şekilde kanıtlanamamıştır.

Çocuklarda görülen bruksizm (diş gıcırdatma) genellikle geçicidir. Yetişkinlerde ise, hafif düzeydeki vakalar çoğunlukla tedavi gerektirmez. Ancak bruksizm (diş sıkma) şiddetli ise dişlere yönelik tedaviler, belirli aparatlar ve/veya bazı ilaçların kullanılması gerekebilir.

Tedaviye başlamadan önce bruksizmin (diş sıkma) nedenlerinin araştırılması önemlidir. Stres ve anksiyete bozukluğu gibi psikolojik etkenlerden şüpheleniliyorsa ilgili uzmana yönlendirilerek bruksizmin (diş sıkma) hafifletilmesi sağlanabilir. Ayrıca psikolojik nedenlerle kullanılan bazı ilaçların da bruksizme (diş gıcırdatma) neden olabileceği bilinmeli, uygunsa hastanın ilacının değiştirilmesi sağlanmalıdır. Bununla birlikte horlama, apne (uyku sırasında solunumun kısa sureli durması) ya da diğer uyku bozuklukları olan bireylerin bir uyku uzmanına yönlendirilmesi yerinde olacaktır. Son olarak, gastroözofagal reflü hastalığı da bruksizm (diş gıcırdatma) ile ilişkili bulunmuştur ve tedavi edildiğinde diş sıkma şiddeti azalabilir ya da ortadan kalkabilir.

Diş sıkma şikayeti ile başvuran hastalarda kapsamlı bir ağız içi ve yüz  muayenesi yapılmalıdır. Dişlerdeki aşınma bazen yalnızca belirli dişlerle sınırlı olabilir, bazen de tüm dişler etkilenebilir. Dişlerde şiddetli aşınmalar olduğunda hassasiyet ve çiğneme güçlükleri, diş kayıpları ortaya çıkabilir. Hastanın alt yüz bölümünde yükseklik kaybına bağlı olarak dudak kenarında sarkma ve buna bağlı yaşlı bir görünüm ortaya çıkabilir. Tüm bunların tedavisi ve çene ekleminin korunması için kaplama ve köprüler gibi protetik işlemlerin uygulanması gerekir.

Bruksizm (diş sıkma) tedavisinde en sık kullanılan yöntemlerden biri de splint (diş plağı, dişlik) kullanımıdır. Slintler (diş plağı, dişlik)  belirli yüksekliklerde hazırlanıp dişleri birbirinden ayrı tutarak diş sıkma ve gıcırdatmanın diş ve çene eklemlerine verdiği hasarı önlemek amacıyla kullanılır. Diş sıkmanın önlenmesinde genellikle sert splintler antalya escort (diş plağı, dişlik) kullanılır ve tüm üst veya tüm alt dişleri kaplayacak şekilde yapılır. Splintin (diş plağı, dişlik) sağladığı yükseklik ve üzerinde özel olarak hazırlanmış temas yüzeyleri kasların gevşemesine yol açarak diş sıkma aktivitesini azaltır ya da durdurur. Splintin (diş plağı, dişlik) hastaya özel bir şekilde ve belirli bir konumda alt ve üst çene ilişkisini sağlayacak şekilde doğru yapılması çok önemlidir. Çünkü bu özellikleri sağlamayan, uygun olmayan splintler (diş plağı, dişlik) çene eklemlerine hasar verir, mevcut ağrıları artırabilir.

Bruksizmin (diş sıkma) tedavisinde ilaç kullanımı çoğunlukla tercih edilmez çünkü etkileri tartışmalıdır. Bununla birlikte, fayda sağlayabilecek kas gevşeticiler, antidepresanlar ya da anksiyolitik ilaçların etkileri uzun süre kullanımda görülmeye başlar. Bu durum da ilaç yan etkilerinin ortaya çıkmasına yol açabilir. bolu escort Psikoloijik/psikiatrik durumların varlığında uzman doktor eşliğinde antideprasanlar veya anksiyolitik ilaçlar kullanılabilir. Kas gevşeticiler ise diğer tedavilere destek olarak kısa süreli ve uyku öncesi kullanılabilir. Ancak ilaç kullanımı mutlaka doktor kontrolü altında olmalıdır.

Son yıllarda bruksizm (diş gıcırdatma) tedavisinde çiğneme kaslarına uygulanan botulinum toksin  (botoks) enjeksiyonları popüler hale gelmiştir. Bilimsel çalışmalarda, botoksun çiğneme sırasında oluşan ağrıyı azalttığı ve bruksizm (diş sıkma) sıklığını azalttığı ortaya konmuştur.

Bruksizm tedavisinin amacı, dişler ve çene eklemlerini korumak ve diş sıkma sonucu kaslarda oluşan ağrının azaltılması veya ortadan kaldırılmasıdır. Bu nedenle, tedavi sıklıkla çene eklemi problemlerini de kapsar. Hem diş sıkma hem de eklem problemlerinin tedavisi uzun süren, belirli aralıklarla doktor kontrolü gerektiren özel bir süreçtir. Çeşitli tedaviler bir arada kullanılabilir, kadıköy escort cevap alınamayan uygulamalar yeniden düzenlenebilir veya bırakılabilir, yeni yöntemler eklenebilir. Bu süreçte sizden beklenen, doktorunuzun önerilerine uymanız ve sabırla tedaviye devam etmenizdir.
Sayfa1 2 3